19 Eylül 2014 Cuma

SOKAK FOTOĞRAFÇILIĞI ATÖLYESİ



6 Eylül 2014 Cumartesi

İSHAK PAŞA SARAYI

İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.
Doğubayazıt İlçesi'nin 5 km. doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan Saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784'tür.



Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir.
Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği; ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu'da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır.


 
 
Saray Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlığının mimari üslubunu bünyesinde toplayan bir özellik taşır. Cildıroğullarından II. İshak Paşa ile Çolak Abdi Paşa'ca 1685'te yaptırılan saraya, 1784'te son şekil verilmiştir. Yapı yaklaşık olarak 115x50 m. ölçülerinde bir alana kurulmuştur. Kesme taştan yapılan sarayın doğu cephesindeki portali kabartma ve süslemeleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.

Saray iki avlu ve bu avluda bulunan yapılar topluluğundan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların bazıları yıkılmıştır. Dört tarafı yapılarla çevrili ikinci avlu dikdörtgen planlıdır. Girişe göre sağ tarafta selamlık ve onun arkasında haremlik vardır. Bunların sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. Türbe Selçuklu kümbet mimarisi üslubunda inşa edilmiştir. Saray bölümü iki kattan oluşmaktadır. 366 oda da bu iki kat içinde yer almaktadır. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir. Divan salonu 20x3 m. boyutlarındadır. Duvarları ve tabanı taştandır. Duvarları Türk hat sanatının örnekleriyle, sülüsle yazılmış ayet ve beyitlerle süslüdür. Burada yer alan "İshak meram üzere kerem kıldı cihanı-Binyüzdoksandokuz buna oldu tarih" beytinden sarayın miladî 1784 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. Sarayın ikinci avlusundaki türbe, kesme taştan yapılmıştır. Bu sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğinin tipik örneği olan kümbet şeklindedir ve iki katlıdır. Duvarları geometrik motiflerle süslüdür. Bu türbede Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve yakınları yatmaktadır.







Fotoğraflar: Tarık Yurtgezer
Yazı: www.kulturvarliklari.gov.tr

14 Ağustos 2014 Perşembe

PEKİN’DE ON GÜN



Yazı ve Fotoğraflar:

Tarık Yurtgezer


Çin'in başkenti Pekin'de her yıl düzenlenen "World Photographer Focusing on Beijing" başlıklı etkinliğe 2013 yılı için Türkiye'den davet edilen iki fotoğrafçıdan birisi bendim. Türkiye'yi temsilen katılan diğer arkadaşım Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar F. Fotoğraf Bölüm Başkanı Beyhan Özdemir idi.  Pekin Belediyesi ve Yabancı Kültürler Merkezi tarafından düzenlenen bu etkinliğin amacı Pekin'in dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen fotoğrafçılar gözüyle fotoğraflanması ve tanıtılmasıydı. Etkinlik için Arjantin, Avusturya, Belarus, Kanada, Kolombiya, Küba, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Mısır, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, Endonezya, İtalya, Pakistan, Polonya, Portekiz, Rusya, Güney Kore, İspanya, İsviçre, Tacikistan, Tayland, Filipinler, Türkiye, Ukrayna, Birleşik Krallık ve Birleşik Amerika'dan 50 fotoğrafçı 20-30 Mayıs 2013 tarihleri arasında Pekin'de buluştu.

 

Ben 19 Mayıs 2013 günü Pekin’e ulaşmak için Türkiye'den ayrıldım. Pekin uluslararası havaalanına indiğimde beni çok sevimli bir kız olan Lily karşıladı. Her fotoğrafçıya ona eşlik edecek bir asistan temin edilmişti. Bu asistanlar etkinlik boyunca hem rehberliğimizi, hem tercümanlığımızı yapıp organizasyon komitesiyle aramızdaki iletişimi de sağladılar. Karşılama faslından sonra otele ulaşıp dinlenmeye çekildim. Ertesi gün herhangi bir etkinlik yoktu, yol yorgunu fotoğrafçılara dinlenmeleri için bir gün süre ayrılmıştı. Hatta aralarında Beyhan'ın da olduğu bir kısmı henüz yoldaydılar. Ben de kahvaltımı yaptıktan sonra çok sevdiğim bir şeyi yaptım. Boynumda fotoğraf makinesi ve elimde bir rehber kitapla hiç tanımadığım bir şehri keşfe çıktım. Biraz yürüdükten sonra bir taksiye binerek Tiananmen meydanına gittim. Kırk hektarlık bir alanı kaplayan Tiananmen dünyanın en büyük meydanı.  Meydan,  1989 yılındaki özgürlük hareketleri sırasında tek başına tankları durduran üniversite öğrencisinin görüntüsüyle zihnimize kazınmıştı. Meydanda beni ilk karşılayan Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu ve önderi Mao Ze Dung'un mozelesi oldu. Fakat ziyaret saati yeni bittiği için içeriye giremedim. Saat 11.30’da kapanıyormuş. Daha sonra meydanı dolaştım. Büyük Halk Binasını fotoğrafadım. Öğlen olmuştu ve acıkmıştım. Bir yemek ve kahve molasının ardından yeniden yollara düştüm. Bu kez hedefim Pekin Doğa Tarihi Müzesiydi. Burası bizim gezi programımızda yoktu. Ama müzenin ününü duymuştum ve doğa tarihine meraklı birisi olarak bu müzeyi  görmeyi çok istiyordum. Tiananmen meydanından müzeye kadar Pekin’i tanımaya gayret ederek yürüdüm. Müze bir harikaydı. Özellikle dinozor iskeletleri ve hayvan tahnitleri bakımından çok doyurucu bir müze. Burada uzun bir süre geçirerek bol bol fotoğraf çektim.































Ertesi gün yani 22 Mayıs’ta etkinliğin açılış töreni için fuar alanına gittik. Benim sevdiğim gibi sade ve gösterişsiz bir tören oldu. Daha sonra fuar binasındaki sergiyi gezip fotoğraflar çektik. Akşama etkinliğe katılan tüm fotoğrafçılar için düzenlenen yemeğe katıldık. Geleneksel danslar izlerken Çin mutfağını da tanımaya çalıştık.










23 Mayıs sabahı gün doğarken otobüslerle Pekin kent merkezinin dışına çıkmak için hareket ettik. İlk hedefimiz Ming Mezarlarıydı. Önce sabahın erken saatlerinde Kutsal Ruh Yolu (Sihen Dao)’nun başlangıcındaydık. Yol boyunca 12 çift taş hayvan heykeli ve 6 çift saray görevlisi heykeli bize eşlik etti. Biz de onları fotoğrafladık. Fil heykellerinden birisinin yanında bir fotoğraf sergileniyordu ve bu fotoğrafta Mao vardı. Bu fil heykelinin önünde Mao fotoğraf çektirmişti. Ben de hemen kameramı asistanım Lily’ye vererek aynı filin önünde beni çekmesini rica ettim. Böylece Mao ile aynı yerde fotoğraf çektirmiş oldum. O saatlerde hava kapalıydı ve çektiğim fotoğraflardan çok da memnun kalmadım.












Daha sonra 1573’ten 1620 yılına kadar tahta kalan 13. Ming İmparatoru Wanli’nin (Ding Ling) mezarını dolaştık. Yirmiyedi metre yerin altında bulunan mezarı dolaşarak fotoğraflar çektik. Işık koşulları yeterli olmamasına rağmen yanımda getirdiğim tripod sayesinde fotoğraflar çekebildim. Burada çekimlerimizi bitirip dışarı çıktığımızda öğlen olmuştu. Otobüslerimize binerek Çin Seddi’ne doğru yola çıktık.














Çin'in kuzeyinde yaklaşık 10.000 km boyunca uzanan Çin Seddi'nin yapımına M.Ö. 5.Yüzyılda başlanmış ama asıl büyütülüp genişletilmesi Ming Hanedanı (1368-1644) zamanında olmuştur. Biz de seddin 1957 yılında restore edilerek ziyarete açılan ve bu gün en çok ziyaret edilen kısmı olan Badaling’e vardık. Önce burada bulunan otelde yemeğimiz yedikten sonra duvara tırmanmaya başladık. Burada geçirdiğimiz 4 saat boyunca kalabalığın arasında fotoğraf çekmeye çalıştık. Zorlu ve yorucuydu. Ancak dönüşte aşağıdaki kafede içtiğim çay bütün yorgunluğumu aldı.













Ertesi gün yani 24 Mayıs sabahı lobide buluştuğumuzda saat 05.30’du. Yine otobüslerle Cennet Tapınağı Parkına(Tiantan Gongyuan) hareket ettik. Cennet Tapınağı 1420 yılında Ming İmparatoru Yonglo döneminde inşa edilmiştir. Bu tapınak otele yakın olduğu için çabuk vardık. Önce Quinian Dian yani Bereketli Hasat İçin Dua Binası çevresini dolaşarak fotoğraflar çektik. Daire şeklindeki binanın tamamı ahşap olup çivi ve kiriş kullanılmadan yapılmış. 1889 yılında düşen bir yıldırım nedeniyle tamamı yanmış ve yeniden inşa edilmiştir. Binanın içine girilmesi yasaktır. Daha sonra parkta halkın yaptığı çeşitli etkinlikleri izleyerek fotoğrafladık. Özellikle Tai Chi egzersizleri yapan insanlara saygımdan dolayı fazla yaklaşmadan onları uzaktan fotoğraflamakla yetindim.














Cennet tapınağında belirlenen saatte otobüslerdeki yerimizi aldıktan sonra Yasak Şehir’e (Zijin Cheng) doğru yola koyulduk. Ming Hanedanı (1368-1644) ve Quing  (1644-1911) Hanedanı dönemlerinde birbirini takip eden 24 hükümdara ev sahipliği yapan  Yasak Şehir 74 hektarlık bir alana yayılmıştır ve 9 metre yüksekliğindeki duvarları muhteşem binaların, sarayların, avlulu evlerin, imparatorluk bahçelerinin ve sayıları 10 bine yaklaşan oda ve salonun etrafını çevreler.  Çok sayıda ziyaretçisi vardı. Yine kalabalığın arasında fotoğraf çekmeye çalışarak Yasak Şehir’i bir uçtan diğer ucuna kat ettik.











Öğleden sonraki hedefimiz Yazlık Saray’dı (Yi He Yuan).  Yazlık Saray Kumming Gölü kıyısında çeşitli binalar ve bahçelerden oluşan bir yapı kompleksi. Kubilay Han zamanından beri çeşitli yapılar eklenmiş en son şeklini 1749-1764 yılları arasında yapılan restorasyonlarla almıştır. Binaları dolaştıktan sonra tekneye binip geldiğimiz noktaya geri döndük. Öğleden sonra hava kapamıştı. Işık iyi değildi. Burada çektiğim fotoğrafları beğenmedim. O nedenle ayrıntılara odaklandım.



















Aslında Çin Seddi, Yasak Şehir ve Yazlık Saray oldukça etkileyici yerler ama çok fazla ziyaretçisi var. Kalabalığın içinde mekana yoğunlaşamıyorsunuz. Bunun sonucunda da duygusal olarak o mekandan fazla bir şey alamıyorsunuz. Biliyorum, olanaksız ama bu mekanları tek başıma dolaşmayı çok isterdim.

 

Sonraki günler toplu dolaşma bitmiş, her fotoğrafçı asistanıyla beraber kendilerine tahsis edilen araba ve sürücüsüyle birlikte yine belirlenen programa göre dolaşmaya başlamıştı. Benim programımda Pekin’in modern yüzü vardı. CBD binasının tepesinden sabah ve gece çekimleri yaptım. İkisinin arasında ise The Place Plaza ve World City gibi yerleri fotoğrafladım. Bu mekanlar Pekin'in iş merkezleriydi.

















Bir sonraki gün ise Endonezyalı fotoğrafçı Syaiful Bahri ile birlilte  Wang Fujing Caddesindeydik. Çekecek bir şey bulamadım. Benim ülkem de dahil dünyanın bir çok ülkesinde görebileceğiniz uluslararası bir çok ünlü markanın lüks mağazalarda satıldığı geniş bir caddede hiç bir şey bana ilginç  gelmedi. Zaten hava da kapalıydı.  Sadece yakınlardaki Wang Fujing Kilisesi fotoğraflanmaya değerdi. Syaiful ile birlikte hem kilisenin hem de buraya gelen gelin ve damadın fotoğraflarını çektik. Öğle yemeği ise süpriz oldu. Büyükelçiliğimizin Müsteşarı Bengü hanım asistanım Lily’ye telefon ederek bizimle Desert Rose adlı Türk lokantasında buluşmak istediğini söylemişti. Günler sonra Türk yemekleri yemek ve üzerine bir de Türk kahvesi içmek gerçekten çok iyi gelmişti. Yemek sonrası Bengü hanıma teşekkür ederek Chong Weng 1921 Çin  El Sanatları Merkezine giderek buradaki semineri izledik.




Aynı akşam bir diğer Endonezyalı fotoğrafçı olan Skieh Goh ve Amerikalı fotoğrafçı Jay Brouseau ile birlikte program gereği Pekin yakınlarındaki kırsal bölgelere doğru yola çıktık. Geceyi bir otelde geçirdikten sonra sabah Goh ile birlikte Miao Feng Shan dağındaki taoist tapınaklarına doğru yola çıktık. Hava kapalı ve pusluydu. Buna rağmen tapınakları fotoğraflamaya çalıştık. Çok güzel mekanlardı. Öğle yemeği sonrası dağda bir manzara terasına çıktık. Aşağıda çok güzel bir vadi varmış, varmış diyorum çünkü sisten hiç bir şey göremedik. Biz de bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Dönüşte Pekin’deki Yong Ding He nehri ve yanıdaki aynı adı taşıyan son derece ince işlenmiş süslemeleri olan  kuleyi fotoğrafladık. Kulenin sudaki yansıması çok güzeldi. Eğer hava açık olsaydı buradan mükemmel fotoğraflar çıkarabilirdim. Yine de nehir kıyısındaki nilüferler görülmeye değerdi. Yol boyunca çevrede en ufak bir çöp görmemiştik. Nehir üzerinde bırakın naylon torbayı, pet şişeyi, bir sigara izmariti bile yoktu. Her yer tertemizdi. Parklarda bile çöp kutuları geri dönüşümlü ve dönüşümsüz diye ayrılmıştı. Burada yaptığımız çekimlerle günü sonlandırdık.






Ertesi gün Arjantin’li fotoğrafçı Julio ve ben asistanlarımızla birlikte yine Pekin dışında fazla bir özelliği olmayan bir parka giderek fotoğraflar çektik. Ancak parktan önce çiçek yetiştirilen bir bahçeye uğradık. Bahçede çiçekler arasında replika bir piyano  dikkatimi çekti. Ne olduğunu sorunca, evlenecek çiftlerin bu bahçeye fotoğraf çektirmeye geldiklerini öğrendim. Nitekim az ilerde yine bir replika yel değirmeni altında gelin damat ve fotoğrafçılarını gördüm. Hafif çiseleyen yağmurun dinmesini bekliyorlardı. Ricamı kırmadılar, benim için de poz verdiler. Öğlen mükellef bir yemek yedik. Julio masaya gelen bütün yemeklerin fotoğrafını da çekti. Ben de Julio'yu fotoğrafladım. Yemek sonrası sözünü ettiğim parka gittik. Çok güzel düzenlenmiş bol çiçekli bir parktı. Burada bazı heykelcikleri fotoğrafladım. Sanırım çocuklar için yapılmış güncel örneklerdi. Buradaki çekimlerimizin ardından Pekin'e dönüşe geçtik. Yolda Ming Hanedanı zamanından kalma çok eski bir köprüye uğradık. Bütün gün olduğu gibi hava kapalıydı. Buna rağmen köprüyü fotoğrafladık. 






























Burada yaptığımız çekimlerden sonra otelimize döndük ve böylece Pekin'deki çekim programımızı tamamlamış olduk. Fakat şansımıza bir haftadır genelde kapalı olan hava birden açtı, ortalık günlük güneşlik oldu.

Ertesi gün benim dönüş tarihimdi. Ama uçağım gece yarısı olduğu için bütün günüm boştu. O nedenle kahvaltıdan sonra Beyhan'la birlikte makinelerimizi alıp yollara düştük. Bu güneşli güzel günde sokaklarda dolaşıp fotoğraf çektik. Önce eski kitapların ve eşyaların satıldığı bir pazara uğradık. Kitapların hepsi Çince idi. Mao'nun meşhur Kırmızı Kitap'ı da bunlar arasındaydı. Pazarın hemen yanındaki heykel deposu da ilginçti. Buralarda fotoğraflar çektik.

 













Öğleden sonra metroya binerek Tiananmen meydanına gittik. Tiananmen meydanı hemen Yasak Şehir'in bitişiğinde ve bizi metrodan çıkınca Yasak Şehir'in giriş kapısındaki Mao portresi karşıladı. Taşradan gelen Çinli turistler yoğun olarak burada hatıra fotoğrafı çektiriyorlardı. Biz de boş durmadık. Buradan başlayarak bütün meydanı kat ederek fotoğrafladık.














Vakit akşama geliyordu ve benim otelden ayrılış vaktim yaklaşıyordu. Her ne kadar gece yarısı hareket edecek olsam da Pekin'in büyüklüğü ve trafiği göz önüne alınınca erken çıkmak gerekiyordu. Ayrıca Mısırlı fotoğrafçı Alaaddin de yolcuydu ve o gece 23.00'de  havalanacaktı. Bu nedenle ikimizi benim için erken sayılacak bir saatte havaalanına bıraktılar. Uzunca bir bekleyişten sonra uzun bir yolculukla memlekete döndüm.

 

Fotoğrafla dolu on gün geçirdim. Her gün sabahın erken saatlerinden akşama kadar fotoğraf çektik. Yorucuydu ama yabancı bir ülkeyi ve kültürü tanımanın keyfi ve Çinli dostlarımızın saygılı davranışları ve güleryüzleri sayesinde bu yorgunluğu hissetmedik. Çin, Komünist Parti tarafından yönetilmesine rağmen tamamen serbest piyasa ekonomisi yürürlükte. Pekin'de bazı saraylar ve tapınaklar dışında tarihi dokusu yok olmuş. Plaza ve AVM çılgınlığı orada da yaşanıyor. Lüks araba merakı bizde olduğu gibi Çinlilerde de  var. Bu yönlerden birbirimize benziyoruz. Çeşitli inanç sistemleri var ama günlük yaşamda bunları hissetmiyorsunuz. Gördüğüm kadarıyla seküler bir toplum. Bunlar Pekin'de edindiğim izlenimler. Ancak Çin kültürünü tanıyabilmek için taşrasına gitmek gerektiğini düşünüyorum.